Bir sözleşmede borcun zamanında yerine getirilmemesi yalnızca fiilî bir gecikme değildir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, şartları gerçekleştiğinde borçlunun temerrüde düşmesini ve alacaklının buna bağlı haklarını düzenler.
Uygulamada üç aşamanın birbirinden ayrılması önemlidir: temerrüdün gerçekleşmesi, uygun ek süre verilmesi ve seçimlik hakkın kullanılması.
TBK m.117 uyarınca, muaccel bir borcun borçlusu kural olarak alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. İhtar; borçluya, borcun artık ifa edilmesi gerektiğini bildiren irade açıklamasıdır.
Kanunda aksi öngörülmedikçe özel bir şekle bağlı olmamakla birlikte, uyuşmazlık hâlinde ispat kolaylığı bakımından yazılı bildirim ve özellikle noter ihtarnamesi uygulamada önem taşır.
Borcun ifa edileceği gün tarafların anlaşmasıyla belirlenmişse veya kanunda öngörülen diğer ihtarsız temerrüt hâlleri varsa, ayrıca ihtar aranmaksızın temerrüt gerçekleşebilir.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde borçlu temerrüde düştüğünde alacaklı, borcun ifası için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir.
Uygun sürenin uzunluğu soyut ve sabit değildir. Edimin niteliği, işin mevcut tamamlanma oranı ve borçlunun objektif olarak ifayı ne kadar zamanda gerçekleştirebileceği dikkate alınmalıdır.
Kanun üç temel istisna öngörür: (i) süre verilmesinin etkisiz kalacağının borçlunun durum veya tutumundan anlaşılması, (ii) temerrüt sonucunda ifanın alacaklı için yararsız kalması, (iii) sözleşmeden, borcun belirli bir zamanda veya süre içinde ifa edilmemesi üzerine ifanın artık kabul edilmeyeceğinin anlaşılması.
Sözleşmede yalnızca bir teslim tarihinin bulunması, tek başına her olayda TBK m.124/3'ün uygulanacağı anlamına gelmez. Sözleşmenin içeriği ve somut olay birlikte değerlendirilmelidir.
Borçlu uygun sürede de edimini yerine getirmezse alacaklı, temerrüdün sonuçları bakımından aşağıdaki yollardan birini seçebilir.
TBK m.125 uyarınca alacaklı, aynen ifa ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçerek ifa etmeme sebebiyle zararını talep edecekse bunu hemen bildirmelidir. Sözleşmeden dönme tercihinde de irade açıklamasının açık, ispatlanabilir ve tereddüde yer vermeyecek biçimde yapılması önemlidir.
TBK m.112, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde borçlunun, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının bu nedenle uğradığı zararı gidermekle yükümlü olduğunu düzenleyen genel hükümdür.
TBK m.113 ise özellikle bir yapma borcunun borçlu tarafından yerine getirilmemesinde önem taşır: alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya bir üçüncü kişi tarafından yerine getirilmesine izin verilmesini isteyebilir. Bu, TBK m.125'teki aynen ifadan vazgeçme ve müspet zarar isteme seçeneğinden ayrı bir hukuki yoldur.
Uygulamada ihtarnamenin; sözleşmeyi ve borcu açıkça tanımlaması, muacceliyet/teslim tarihini göstermesi, mevcut ifa eksikliğini belirtmesi, gerekiyorsa uygun ve ölçülü bir ek süre vermesi ve sürenin sonuçsuz kalması hâlinde kullanılacak haklara ilişkin iradeyi açıkça ortaya koyması yararlıdır.
Özellikle TBK m.125'teki seçimlik hakkın kullanılacağı aşamada, birbiriyle bağdaşmayan taleplerin belirsiz biçimde yan yana yazılmasından kaçınılmalıdır.
Borçlunun temerrüdünde hukuki strateji yalnızca "gecikti" tespitinden ibaret değildir. Önce temerrüdün ne zaman ve nasıl oluştuğu; ardından TBK m.123 uyarınca ek süre gerekip gerekmediği; son olarak TBK m.125 kapsamındaki hangi hakkın kullanılacağı belirlenmelidir.
Başlıca mevzuat: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.112, 113, 117-118 ve 123-125.
Alacağınızla ilgili ihtarname ve temerrüt süreciniz hakkında danışmanlık için bizimle iletişime geçebilirsiniz.