Nişanlılık ilişkisinin sona ermesi yalnızca duygusal değil, takıların iadesi ve yapılan masrafların karşılanması bakımından da hukuki sonuçlar doğurabilir. Ancak nişanı bozan tarafın her durumda tazminat ödeyeceği veya verilen bütün hediyelerin geri alınabileceği düşüncesi doğru değildir.
Türk Medeni Kanunu; hediyelerin geri verilmesi, maddi tazminat ve manevi tazminat taleplerini farklı şartlara bağlamıştır.
Nişanda verilen takılar ve hediyeler geri istenebilir mi?
Türk Medeni Kanunu’nun 122. maddesine göre nişanlılık evlenme dışında bir nedenle sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya anne ve babaların ya da onlar gibi davranan kişilerin diğer nişanlıya verdikleri alışılmışın dışındaki hediyeler geri istenebilir.
Hediyelerin iadesinde nişanı kimin bozduğu veya taraflardan hangisinin kusurlu olduğu kural olarak önem taşımaz. Nişanı haklı nedenle bozan taraf da kusurlu davranışıyla nişanın sona ermesine neden olan taraf da karşı tarafa verdiği alışılmışın dışındaki hediyeleri isteyebilir.
Buradaki temel mesele, verilen hediyenin “alışılmış” mı yoksa “alışılmışın dışında” mı olduğunun belirlenmesidir.
Bir hediyenin alışılmış olup olmadığı nasıl belirlenir?
Bir hediyenin alışılmış sayılıp sayılmayacağı yalnızca kullanıldıkça eskiyip eskimediğine göre belirlenmez. Hediyenin:
birlikte değerlendirilmelidir.
Giysi, ayakkabı, parfüm, çiçek, çikolata ve benzeri kullanılarak eskiyen veya tüketilen eşyalar genellikle alışılmış hediye kabul edilir ve geri istenemez.
Bununla birlikte tüketilmeyen her eşyanın mutlaka alışılmışın dışında olduğu söylenemez. Nişan yüzüğü bunun en önemli örneğidir. Nişan yüzüğü tüketilen bir eşya olmamasına rağmen nişanlanmanın geleneksel ve sembolik unsuru olması nedeniyle Yargıtay uygulamasında kural olarak alışılmış hediye sayılmaktadır.
Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2013/16931 E., 2014/1004 K. sayılı kararında nişan yüzüğü, iadesi gerekmeyen alışılmış hediye olarak değerlendirilmiştir. Buna karşılık nişan yüzüğü dışındaki altın, bilezik, kolye, küpe ve diğer ziynet eşyaları yerleşik uygulamada genellikle alışılmışın dışında hediye kabul edilmektedir.
Ancak çok yüksek bedelli tektaş veya pırlanta yüzüklerde yalnızca eşyanın “nişan yüzüğü” olarak adlandırılması yeterli olmayabilir. Yüzüğün değeri tarafların mali ve sosyal durumlarına göre olağan sınırları aşıyorsa somut olayın özellikleri ayrıca incelenmelidir.
Takıların iadesini kim isteyebilir?
İade hakkı, hediyeyi veren kişiye aittir. Örneğin bilezikleri damadın annesi gelin adayına vermişse, bu takıların iadesini kural olarak hediyeyi veren anne talep edebilir. Nişanlılardan birinin ailesinin kendi çocuğuna verdiği hediyeler ise TMK’nin 122. maddesi kapsamında diğer nişanlıdan istenemez.
Hediye hâlen mevcutsa aynen iade edilir. Aynen veya mislen iade mümkün değilse sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde bedelinin ödenmesi gündeme gelebilir.
Takıların verildiğini iddia eden kişi bu iddiasını ispatlamalıdır. Bu nedenle nişan fotoğrafları ve videoları, kuyumcu faturaları, banka kayıtları, mesajlaşmalar ve tanık anlatımları önem taşır.
Nişan ve düğün masrafları talep edilebilir mi?
Türk Medeni Kanunu’nun 120. maddesine göre nişanlılardan biri nişanı haklı bir sebep olmaksızın bozar veya nişan onun kusurundan kaynaklanan bir nedenle sona ererse, kusurlu taraf diğer tarafın evlenme amacıyla yaptığı makul harcamalar nedeniyle uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olabilir.
Somut olayın özelliklerine göre şu giderler maddi tazminat talebine konu edilebilir:
Ancak yapılan her harcamanın tamamı karşı taraftan istenemez. Harcamanın evlilik amacıyla yapılmış, dürüstlük kuralına uygun ve makul olması gerekir. Ayrıca eşya iade edilebiliyor, satılabiliyor veya kullanılmaya devam edilebiliyorsa elde kalan ekonomik değer zarardan düşülmelidir.
Amaç, nişanlı tarafı zenginleştirmek değil, evliliğin gerçekleşeceğine duyduğu güven nedeniyle uğradığı gerçek zararı uygun ölçüde karşılamaktır.
Hediyelerin iadesinden farklı olarak maddi tazminatta kusur aranır. Nişanı haklı bir sebeple bozan kişi, yalnızca ilişkiyi sona erdirdiği için tazminat ödemek zorunda değildir. Aldatma, şiddet, ağır hakaret, ciddi bağımlılıkların gizlenmesi veya evlenme iradesinin gerçekte bulunmadığının anlaşılması somut olayın özelliklerine göre haklı sebep oluşturabilir.
Tazminat istemeye hakkı bulunan nişanlının anne ve babası veya onlar gibi davranan kişiler de evliliğin gerçekleşeceğine güvenerek yaptıkları makul harcamaları kendi adlarına talep edebilir.
Nişanı bozan tarafa karşı manevi tazminat istenebilir mi?
Nişanın bozulması tek başına manevi tazminat sebebi değildir. Ayrılığın meydana getirdiği olağan üzüntü, kırgınlık ve hayal kırıklığı kişilik hakkı ihlali olarak kabul edilmez.
Türk Medeni Kanunu’nun 121. maddesine göre manevi tazminat istenebilmesi için nişanın bozulmasının yanında, kusurlu tarafın diğer nişanlının kişilik hakkına saldırmış olması gerekir.
Örneğin;
kişilik hakkı ihlali meydana getirebilir.
Buna karşılık yalnızca evlenmekten vazgeçilmesi, nişanın sebepsiz veya beklenmedik şekilde bozulması ya da karşı tarafın bu nedenle büyük üzüntü yaşaması manevi tazminat için yeterli değildir. Kişilik hakkına yönelik somut saldırının ve karşı tarafın kusurunun ayrıca ispatlanması gerekir.
Dava açma süresi ve görevli mahkeme
Türk Medeni Kanunu’nun 123. maddesine göre nişanlılığın sona ermesinden doğan hediye iadesi ile maddi ve manevi tazminat talepleri, nişanlılığın sona ermesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
Bu bir yıllık süre hak düşürücü süre değil, zamanaşımı süresidir. Bununla birlikte sürenin kısa olması ve delillerin zaman içerisinde kaybolabilmesi nedeniyle hukuki işlemlerin gecikmeden başlatılması önem taşır.
Geçerli bir nişanlanmadan doğan hediye iadesi, maddi tazminat ve manevi tazminat davalarında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde asliye hukuk mahkemesi davaya aile mahkemesi sıfatıyla bakar.
Sonuç
Nişanlılığın sona ermesinde ileri sürülebilecek talepler birbirinden ayrılmalıdır:
Bu nedenle nişanın nasıl sona erdiği, hediyeleri kimin verdiği, tarafların ekonomik durumları, yapılan masrafların niteliği ve kişilik hakkına yönelik davranışlar her uyuşmazlıkta ayrı ayrı değerlendirilmelidir.